21/4/2009 · Kategori: Hikayeler

"Biri yaşlı, biri genç iki keşiş Japonya'daki tapınaklarına gitmek üzere ormanda çamurlu bir yolda yürüyorlarmış. Çamurlu sularıyla çılgınca akan bir ırmağın kıyısında yardıma muhtaç olduğu her halinden anlaşılan çok güzel bir kadına rastlamışlar. Daha yaşlı olan keşiş, kadının bu halini görerek onu kollarına aldığı gibi karşı kıyıya geçirmiş. Kadın gülümseyerek teşekkür etmiş. Keşişler yollarına devam etmiş.
Tapınağın kapılarına yaklaştıklarında genç keşiş kendini daha fazla tutamamış ve "Genç bir kadını kollarının arasında nasıl taşırsın? Böylesi bir davranış bir keşiş için hiç de uygun değil." demiş. Yaşlı keşiş yol arkadaşına bakıp yanıtlamış: "Ben onu ırmağın kıyısında bırakmıştım. Ama sen hala taşıyorsun!"

Herhangi biriyle -iş ortağı, eş, yakın arkadaş, çocuk, ebeveyn ya da başka bir akraba ile- küçük başlayıp gittikçe büyüyerek hararetli bir kavgaya dönüşen bir tartışmanız oldu mu? Hiç ne yapacağınızı bilemeyip nasıl bu kadar kontrolden çıktığınızı merak ettiniz mi?
Öfke alevlerini neyin besleyip neyin dağıttığına bir bakalım.
Öfke Alevlerini Beslemek
Emma ve Jake 14 yıldır evlidir. Birbirlerini severler; ama sık sık, sonunda her ikisinin de kendisini berbat hissettiği hararetli kavgalara dönüşen tartışmalar yaşarlar.
Çift, tartışmanın konusunun çok da önemli olmadığını fark etmiştir. Herhangi bir konu, sinirlerine dokunabilmekte, savunmaya geçmelerine ve suçlamada bulunmalarına neden olabilmektedir. Eskilerden bir çamaşır listesi konusu gündeme gelebilmekte ve bunu tartışabilmektedirler. Genellikle tartışmalar, aslında ikisinin de istemediği boşanma tehditleriyle sonlanmaktadır.
Sorun, içlerinden biri kızdığında her ikisinin de rastgele yanıt vererek alevleri beslemesidir.
İnsan kızdığında, olan bitenle ilgili farklı bir görüş dinlemeye tahammül edemez. Kızgınlık, kişinin istediğini yaptırırken bir tür kontrolü elinde tutma çabasıdır. İnsan kızıp bir başkasına bağırdığında ya da onu suçladığında, istediği şeyi yaptırmak için o kişiye zulmetmeye çalışıyordur. Diğer kişinin hislerini, açıklamalarını, konuşmalarını ya da mantığını duymak istemez. İnsan kızdığında, diğer kişiyi umursamayabilir; tek istediği, kişiyi ya da durumu kontrol etmektir.
Dolayısıyla, kızgın bir insana söyleyeceğiniz her şey öfke alevlerini besler ve çatışmayı tırmandırır. Kızgın insan, söylediğiniz her şeyi size karşı kullanabilir. Siz bu saldırıya karşı kendinizi savundukça ve diğer kişinin davranışı, hisleri ve görüşleri üzerinde kontrol kurmaya çalıştıkça, kendi siniriniz artar.
Artık, anlamsızca birbirinizi kontrol etmeye çalışıyorsunuzdur; konumunuzu savunurken ağır silahlarınızı ortaya çıkarırsınız.
Kızgınlığı Dağıtmak
Çoğu insan, kendisine bağrıldığında, saldırıya maruz kaldığında ya da suçlandığında, savunma ve açıklama ihtiyacı duyar; böylece, kızgın insanın fikrini değiştireceğini umar. Bu, sanki kızgın insanın size bir kanca atmasına, sizin de bunu ısırmanıza benzer. Bu kişi sizi iyi bilen biriyse -iş ortağınız gibi-, sizi tartışmaya çekmek için ne söylemesi gerektiğini bilir.
Tartışmanın içine girmek, tam da alevleri besleyen şeydir. Kızgınlığı dağıtmak için boşvermeniz gerekir. Boşvermek, kendinizi tamamen tartışmanın dışında tutmanız demektir.
Boşvermek, sinirle uzaklaşmanız, diğer kişinin ne kadar kötü ve yanlış olduğunu ve size bu şekilde davranmaya hakkı olmadığını alçak sesle homurdanmanız anlamına gelmez. Susmanız, kalbinizi kapatmanız ve sevginizi ya da ilginizi geri çekmeniz demek değildir. Sessiz siniriniz ve ilginizi geri çekmeniz, kızgın insanı kontrol etmeye çalışmanın diğer yollarıdır. Enerjik olarak hâlâ olayın içindesinizdir ve diğer kişi bunu bilir, her ne kadar bilinçsizce de olsa. Sizi eline geçirdiğini bilir. Bu da onun kazanma umudunu besler.
Boşvermek, çekip gitmeniz ve diğer kişinin ne kadar yanlış davrandığını ve ona nasıl bir ders vereceğinizi uzun uzun düşünmeniz anlamına gelmez. Bir dahaki sefere onunla konuştuğunuzda ne söyleyeceğinizi tekrar tekrar prova etmeniz demek değildir.
Boşverdiğinizde, kendinize iyi davranmak için tartışmadan uzaklaşırsınız, diğer kişiyi cezalandırmak için değil. Bunun anlamı, diğer insanın siniri üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını tam olarak kabul etmenizdir. Kendinize ya da diğer kişiye şefkatinizi yitirmeden, kendinizi bu saldırılardan uzak tutarsınız. Kendinize konunun sizinle ilgisi olmadığını, diğer kişinin çevresinde olup biten herhangi bir şeyle ilgili olduğunu söylemek suretiyle diğer kişinin davranışını kişisel olarak algılamamak için kendinize yardım edersiniz. Zihninizi yararlı ve hoş düşüncelerle doldurursunuz; diğer kişi için dua etmek, kendinize neşeli bir şarkı söylemek ya da o anda neyi yapmaktan keyif alacağınızı düşünmek gibi.
Tamamen boşvermek, kendinize ve diğer insana yönelik son derece sevgi dolu bir harekettir. Diğer kişi kızgınlığının işe yaramadığını enerjik olarak algılayacağından, büyük ihtimalle sakinleşir. Diğer kişi yeniden dostane bir tavır içine girdiğinde, hiçbir soğukluk beslemeden ve tekrarlayacak hiçbir şeyiniz olmadan, yeniden başlamaya hazır ve istekli olursunuz; çünkü, kalbinizi açık tutmuş ve kendinize iyi davranmışsınızdır.
Yazar: Margaret Paul
9/3/2009 · Kategori: Sozlerden

Açı doyurduğumda,
hakareti affettiğimde,
düşmanımı sevdiğimde…
Bunlar güzel erdemler.
Fakat ya dilencilerin en fakirinin,
suçluların en gaddarının da
kendi içimde olduğunu fark edersem.
Ya şefkatime en muhtaç kişinin
sevilmeye en muhtaç düşmanımın kendim
olduğunu fark edersem
O zaman ne olacak?
(C.G.Jung)

Birlikte güzel bir rüyayı paylaşacağız. Her zaman görmek isteyeceğiniz bir rüyayı.
Bu rüyada ılık, güzel bir yaz günündesiniz. Kuşların, rüzgarın ve minik ırmağın sesini işitiyorsunuz. Irmağın kıyısına gidiyorsunuz. Kıyıda yaşlı bir adam meditasyon yapıyor. Yaşlı adamın başının üzerinden rengarenk bir ışık yayıldığını görüyorsunuz. Onu rahatsız etmemeye çalışıyorsunuz. Ama o, varlığınızı hissediyor ve gözlerini açıyor. Gözleri sevgi ve kocaman tebessüm dolu. Ona bu rengarenk ışığı nasıl yaydığını soruyorsunuz. Size de bunu yapabilmeyi öğretmesini istiyorsunuz. O da, uzun yıllar önce aynı soruyu kendi öğretmenine sorduğunu söylüyor.
Yaşlı adam size hikayesini anlatmaya başlıyor:
“Öğretmenim göğsünü açtı, kalbini dışarı çıkardı ve yüreğinden güzel bir alev aldı. Sonra benim göğsümü açtı, yüreğimi dışarı çıkardı ve küçük alevi içine yerleştirdi. Yüreğimi yeniden göğsümün içine koydu. Yüreğim içeri girer girmez yoğun bir sevgi hissettim. Çünkü yüreğime koyduğu alev kendi sevgisiydi. Bu alev yüreğimde büyüdü, büyüdü kocaman bir ateş oldu. Bu ateş yakmıyordu ama dokunduğu her şeyi arındırıyordu. Ateş bedenimin her hücresine dokundu. Ve hücrelerim bana Sevgiyi geri verdi. Bedenimle bir oldum ama Sevgim daha da büyüdü. Bu kez ateş tüm duygularıma dokundu ve tüm duygularım güçlü ve yoğun Sevgiye dönüştü. Ve kendimi bütünüyle ve koşulsuz sevdim. Ama ateş yanmaya devam ediyordu. Sevgimi paylaşmaya ihtiyaç duyuyordum. Sevgimi ağaçlara dağıtmaya başladım. Bir parça Sevgi koyduğum her ağaç bana Sevgiyi geri verdi. Ağaçlarla bir oldum. Ama sevgim yine durmadı, daha da büyüdü. Bir parça Sevgimi, her çiçeğe, çimene, toprağa verdim. Onlar da bana Sevgilerini geri verdi. Ve bir olduk. Sevgim daha da büyüdü, büyüdü, büyüdü ve dünyadaki her hayvana Sevgimi verdim. Hayvanlar bana Sevgiyi geri verdiler ve Bir oldum. Ama Sevgim büyümeye devam ediyordu.
Sevgimi her kristale, her taşa, metale, suya, okyanusa, nehirlere, yağmura, karaya, havaya, rüzgara verdim. Her şey bana sevgiyi geri verdi. Ve onlarla Bir oldum.
Sevgim büyümeye devam etti.
Başımı gökyüzüne çevirdim. Sevgimi güneşe, yıldızlara, aya verdim. Onlar da bana Sevgiyi geri verdi. Güneşle, ayla, yıldızlarla Bir oldum.
Sonra Sevgimi parça parça her insanın içine koydum. Ve tüm insanlıkla Bir oldum.
Nereye gidersem gideyim, kiminle tanışırsam tanışayım, her bir insanın gözlerinde kendimi gördüm. Çünkü ben her şeyin parçasıyım. Çünkü ben seviyorum.”
Ve yaşlı adam göğsünü açarak yüreğini çıkarır, yüreğindeki bir alevi sizin yüreğinize koyar. Artık siz de her şeyle Birsiniz: rüzgarla, suyla, yıldızlarla, doğayla, hayvanlarla, insanlarla.
Yüreğinizden yayılan sıcaklığı ve ışığı hissediyorsunuz. Başınızın üzerinden rengarenk bir ışık yayılıyor. Sevginin ışığını yayıyorsunuz ve şöyle diyorsunuz:
“Evrenin yaratıcısı. Bana yaşam denilen armağanı verdiğin için teşekkür ediyorum. Gerçekten ihtiyacım olan her şeyi bana verdiğin için teşekkür ederim. Bu güzel bedeni ve zihni deneyimleme imkanı verdiğin için teşekkür ederim. Tüm sevginle, saf ve sınırsız ruhunla, sıcak ve parlak ışığınla içimde yaşadığın için teşekkür ederim. Gittiğim her yerde sevgini paylaşmak için, sözlerimi, gözlerimi, yüreğimi kullandığın için teşekkür ederim. Seni olduğun gibi seviyorum çünkü ben senin yarattığınım. Kendimi olduğum gibi seviyorum. Yüreğimdeki sevgiyi ve huzuru hep korumama yardım et. Bu sevgiyle yeni bir yaşam yaratmaya ve hayatımın geri kalan döneminde sevgiyle yaşamama yardım et.
Amin
(Don Miguel Ruiz – Dört Anlaşma / Toltek Bilgelik Kitabı)